“Emekli Sandığı, diğer sosyal güvenlik gruplarının finansman kaynağı haline getirilmemelidir.”
MEMUR EMEKLİLERİNDEN SERT ÇIKIŞ:
“CUMHURBAŞKANI’NIN SÖZÜ DEVLET SÖZÜDÜR! DEVLET SÖZÜNDE DURUR, DURMAK ZORUNDADIR”
“Memur ile memur emeklisi ayrıştırılamaz. Seyyanen ödemenin emekli aylıklarına da yansıtılmasını istiyoruz!”
Memur ve memur emeklilerinin ekonomik ve sosyal hakları konusunda uzun süredir devam eden tartışmalar yeniden gündemin merkezine taşındı.
Memur emeklileri, görevdeki memurlar ile emekli memurlar arasındaki ekonomik bağın korunması gerektiğini savunurken, özellikle 2023 Temmuz döneminde memur maaşlarına yapılan seyyanen ilave ödemenin memur emeklilerinin aylıklarına yansıtılmamasının ciddi bir gelir kaybına yol açtığını ifade ediyor.
Memur emeklilerinin temel talebi ise açık:
Görevdeki memura yapılan artışın, emekli memurun aylığına da hakkaniyetli ve mevzuata uygun biçimde yansıtılması.
Bu kesimin savunduğu görüşe göre, aynı kamu hizmetinin farklı dönemlerdeki çalışanları arasında doğal bir ekonomik bağ bulunuyor ve bu bağın tamamen koparılması, emekli memurlar açısından ciddi mağduriyetlere neden oluyor.
“CUMHURBAŞKANI SÖZÜ DEVLET SÖZÜDÜR”
Memur emeklilerinin açıklamalarında en çok öne çıkan başlıklardan biri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023 seçimleri öncesinde yaptığı açıklamalara ilişkin beklenti.
Memur emeklileri, 11 Mayıs 2023 tarihinde verilen ve seyyanen artışın emekli memurlara da yansıtılacağı yönünde yorumlanan sözlerin yerine getirilmesini istiyor.
Bu nedenle taleplerini siyasi bir parti veya kişi üzerinden değil, devletin sürekliliği ve verilen sözlerin güvenilirliği üzerinden ifade ediyorlar.
Mesajları oldukça net:
“Cumhurbaşkanı sözü devlet sözüdür. Devlet sözünde durur, durmalıdır, durmak zorundadır.”
Buradaki temel beklenti, iktidar veya muhalefet ayrımı yapılmaksızın, kamu çalışanları ve emeklileriyle ilgili verilen sözlerin yazılı düzenlemeler ve öngörülebilir bir sistem içerisinde hayata geçirilmesi.
“MEMUR VE MEMUR EMEKLİSİ AYRIŞTIRILAMAZ”
Memur emeklilerinin savunduğu temel yaklaşım, görevdeki memur ile emekli memurun aynı sosyal güvenlik sisteminin birbirini tamamlayan unsurları olduğu yönünde.
Emekliler, görevdeki memurların maaşlarında yapılan artışların kendi aylıklarına aynı ölçüde veya hakkaniyetli bir yöntemle yansıtılmamasının zaman içerisinde ciddi bir gelir makasının oluşmasına neden olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle şu talep dile getiriliyor:
“Memura yapılan tüm artışlar, emekli memurun aylığına da otomatik olarak yansıtılmalıdır.”
Memur emeklileri açısından mesele yalnızca bugünkü maaşın artırılması değil.
Asıl mesele, emeklilik döneminde çalışırken sahip olunan ekonomik statünün mümkün olduğunca korunması.
“MEMUR MAAŞI İLE MEMUR EMEKLİSİ AYLIĞI ARASINDAKİ BAĞ KOPARILMAMALI”
Memur emeklileri, emekli aylıklarının görevdeki emsal memurun maaşıyla olan bağının korunmasını istiyor.
Savunulan modele göre aynı kademe, derece ve unvandaki görevdeki memur ile emekli memur arasında belirli bir oran ilişkisi bulunmalı.
Bu yaklaşımın temelinde ise şu düşünce yatıyor:
Bir memur yıllarca kamu hizmetinde bulunuyor, maaşından emeklilik kesintileri yapılıyor ve bu kesintiler emeklilik dönemindeki sosyal güvence sisteminin temel unsurlarından birini oluşturuyor.
Dolayısıyla emeklilikte ortaya çıkan aylığın, görevdeki emsal memurun gelirinden tamamen kopuk hale gelmemesi gerektiği savunuluyor.
“39 AYDIR EKSİK AYLIK ALIYORUZ” İDDİASI
Memur emeklilerinin en dikkat çekici iddialarından biri ise 2023 Temmuz döneminden bu yana yaşandığı belirtilen gelir kaybı.
Emekliler, kendi hesaplamalarına göre 39 aydır eksik aylık aldıklarını, aylık kaybın yaklaşık 25 bin 153 TL seviyesine ulaştığını ve toplam kaybın yaklaşık 980 bin TL olduğunu ileri sürüyor.
Bu rakamların kişiden kişiye değişebileceği ve hesaplamanın hangi emsal maaş ve ödeme kalemleri üzerinden yapıldığının ayrıca ortaya konulması gerektiği belirtilirken, emeklilerin temel itirazı gelir farkının giderek büyümesi.
Onlara göre mesele artık yalnızca bir zam tartışması değil.
Geçmiş dönemlerde oluştuğu ileri sürülen gelir kayıplarının nasıl telafi edileceği de ayrı bir başlık.
“EMEKLİ SANDIĞI BAŞKA KESİMLERİN FİNANSMAN KAYNAĞI OLMAMALI”
Memur emeklileri, sosyal güvenlik sistemindeki farklı uygulamaların da yeniden ele alınmasını istiyor.
Özellikle EYT düzenlemesi, SSK ve Bağ-Kur kapsamındaki prim düzenlemeleri, prim affı veya prim desteği gibi uygulamaların finansmanının nasıl karşılandığı konusunda eleştiriler yöneltiliyor.
Emeklilerin savunduğu görüş şu:
“Emekli Sandığı, diğer sosyal güvenlik gruplarının finansman kaynağı haline getirilmemelidir.”
Bu kapsamda sosyal güvenlik sisteminin bütün vatandaşlar açısından adil, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir yapıya kavuşturulması talep ediliyor.
“BİR KESİME DESTEK VERİLİRKEN DİĞERİ NEDEN BEKLETİLİYOR?”
Memur emeklilerinin tepkisinin bir diğer boyutu ise farklı emeklilik statüleri arasında oluştuğunu düşündükleri eşitsizlik.
Özellikle geçmişte farklı tarihlerde yürürlüğe giren erken emeklilik, borçlanma, prim düzenlemeleri ve çeşitli sosyal güvenlik uygulamalarının farklı gruplara avantaj sağladığı savunuluyor.
Memur emeklileri ise kamu hizmetinin niteliğine dikkat çekiyor:
Asker…
Polis…
Öğretmen…
Sağlık çalışanı…
Mühendis…
Memur…
Kamu hizmetinin farklı alanlarında görev yapan bu insanların yıllarca ülkenin dört bir yanında çalıştığı, zor koşullarda görev yaptığı ve emeklilik hakkı için uzun yıllar prim ve kesenek ödediği vurgulanıyor.
Bu nedenle emekliler, “Bir kesime geçmişteki sigorta başlangıç tarihi üzerinden farklı avantajlar sağlanırken, memur emeklisinin neden aynı ölçüde korunmadığı” sorusunun cevaplandırılmasını istiyor.
“MEMUR 65 YAŞINA KADAR ÇALIŞMAK ZORUNDA MI?”
Memur emeklilerinin tepki gösterdiği konulardan biri de emeklilik yaşının fiilen ileriye taşınması.
Emekliler, kamu hizmetinde çalışanların emeklilik şartlarının sürekli ağırlaştırılmasının çalışma hayatında yeni bir adaletsizlik yarattığını savunuyor.
Özellikle asker, polis, öğretmen ve sağlık çalışanları gibi yoğun çalışma temposuna sahip meslek gruplarında, ileri yaşlara kadar görev yapmanın fiziksel ve psikolojik açıdan oluşturabileceği yükün de dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.
Bu nedenle emekliler şu soruyu soruyor:
“İnsanların alın terinden yıllarca kesinti yapıp emeklilik gününü sürekli ileriye taşımak hangi sosyal adalet anlayışıyla bağdaşmaktadır?”
“ALIN TERİMİZDEN KESİLEN KESENEKLER MÜLKİYET HAKKIMIZDIR”
Tartışmanın en güçlü ifadelerinden biri ise emekli kesenekleri üzerinden geliyor.
Memur emeklileri, çalışma hayatları boyunca maaşlarından yapılan emeklilik kesintilerinin emeklilik hakkının temel unsurlarından biri olduğunu belirterek bu alandaki düzenlemelerin siyasi tartışmalara konu edilmemesi gerektiğini savunuyor.
Mesajları açık:
“Alın terimizden kesilen emekli keseneklerimiz, biz memur emeklilerinin mülkiyet hakkıdır. Kimsenin bu alanı siyasi malzeme yapmaya hakkı yoktur.”
Bu yaklaşımın temelinde, sosyal güvenlik sisteminin siyasi tercihlerden bağımsız, açık ve öngörülebilir kurallarla yürütülmesi talebi bulunuyor.
“BU MESELE PARTİLER ÜSTÜDÜR”
Memur emeklileri, yaşadıkları sorunların yalnızca iktidara yönelik bir eleştiri olarak görülmesini de istemiyor.
Çünkü açıklamalarında özellikle şu vurgu yapılıyor:
“Bu Cumhurbaşkanı da olabilir, muhalefet, ana muhalefet de olabilir; bakan veya milletvekili de olabilir.”
Yani itirazın hedefinde belirli bir siyasi parti değil, sosyal güvenlik ve emeklilik sisteminin siyasi kararlarla sürekli değişen bir yapıya dönüştürülmesi eleştirisi bulunuyor.
Emekliler, hangi siyasi iktidar görevde olursa olsun, önceden belirlenmiş yazılı kuralların uygulanmasını istiyor.
“BU ALANDAN ELLERİNİZİ ÇEKİN, YAZILI KURALLAR İŞLESİN”
Memur emeklilerinin çağrısının özeti ise tek cümlede toplanıyor:
“Bu alandan ellerinizi çekin ve yazılı kurallar işlesin.”
Bu talep, aslında sosyal güvenlik sisteminde öngörülebilirlik arayışının da bir ifadesi.
Emekliler, bugün verilen bir kararın yarın başka bir düzenlemeyle değiştirilmesinden ziyade, emeklilik hakkının baştan belirlenmiş kurallara göre hesaplanmasını istiyor.
Onlara göre bir çalışan, yıllarca ne kadar kesinti yapılacağını ve emeklilikte hangi temel prensiplere göre aylık bağlanacağını bilmelidir.
“ADALET İSTİYORUZ, AYRICALIK DEĞİL”
Memur emeklilerinin taleplerinin merkezinde ise ayrıcalık değil, adalet olduğu vurgulanıyor.
İstedikleri;
Görevdeki memur ile emekli memur arasındaki ekonomik bağın korunması…
Emekli aylıklarının enflasyon karşısında erimemesi…
Seyyanen ödeme gibi düzenlemelerin emekli memurlar açısından da değerlendirilmesi…
Emeklilik keseneklerinin amacına uygun biçimde değerlendirilmesi…
Farklı sosyal güvenlik grupları arasında adil ve sürdürülebilir bir sistem oluşturulması…
Ve en önemlisi, emeklilik hakkının siyasi tartışmaların dışında tutulması.
“DEVLET SÖZÜNÜ TUTMALI”
Memur emeklilerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2023 yılında verdiği sözlere ilişkin beklentisi de bu çerçevede değerlendiriliyor.
Onlara göre bir devlet görevlisinin verdiği söz, yalnızca seçim dönemine ait siyasi bir açıklama olarak görülmemeli; devletin vatandaşına verdiği güvenin bir parçası olarak ele alınmalı.
Bu nedenle mesajlarını bir kez daha yineliyorlar:
“Cumhurbaşkanı sözü devlet sözüdür.”
“Devlet sözünde durur.”
“Devlet sözünde durmalıdır.”
“Devlet sözünde durmak zorundadır.”
Memur emeklileri şimdi, bu beklentilerinin siyasi polemiklerin ötesinde değerlendirilmesini ve ilgili kurumlar tarafından somut bir çalışma ortaya konulmasını bekliyor.
SON SÖZ: EMEKLİLİK BİR LÜTUF DEĞİL, KAZANILMIŞ HAKTIR
Yıllarca kamu hizmetinde bulunan bir memur için emeklilik, devletin kendisine sunduğu bir lütuf değildir.
Emeklilik; çalışma hayatı boyunca ödenen primlerin, keseneklerin, vergilerin ve verilen emeğin karşılığında doğan sosyal güvenlik hakkıdır.
Bu nedenle emeklilerin talepleri yalnızca “daha fazla maaş” talebi olarak değerlendirilmemelidir.
Asıl mesele;
Emeklilik hakkının korunmasıdır.
Alın terinin karşılığının verilmesidir.
Çalışırken verilen emeğin emeklilikte yok sayılmamasıdır.
Aynı kamu hizmetinin emeklilikte de ekonomik değerinin korunmasıdır.
Ve nihayetinde…
Sosyal güvenlik sistemine duyulan güvenin yeniden güçlendirilmesidir.
Memur emeklilerinin çağrısı bu nedenle yalnızca bugünün ekonomik şartlarına değil, gelecekte kamu hizmetine girecek milyonlarca insanın emeklilik güvencesine de ilişkin.
Çünkü bugün çalışan memur, yarının emeklisidir.
Bugün verilen karar, yarının emeklisini doğrudan etkileyecektir.
Bu nedenle tartışmanın merkezinde siyasi hesaplar değil, hak, hukuk, adalet ve öngörülebilirlik bulunmalıdır.
MEMUR EMEKLİLERİNİN MESAJI NET:
“Bizi siyasi tartışmaların malzemesi yapmayın.
Alın terimizi, emekli keseneklerimizi ve kazanılmış haklarımızı koruyun.
Görevdeki memur ile emekli memur arasındaki bağı koparmayın.
Farklı emeklilik grupları arasında adaleti sağlayın.
Ve artık kişilere göre değil, yazılı kurallara göre hareket edin.”
Çünkü emeklilik bir lütuf değil, yıllarca verilen emeğin karşılığıdır.