İsrail’in Avrupa’daki Aşırı Sağla Yakınlaşması

İsrail’in Avrupa’daki Aşırı Sağla Yakınlaşması
Yayınlama: 02.10.2026
A+
A-

Gazze’deki çatışma nedeniyle artan uluslararası tecrit, İsrail hükümetini Avrupa’daki radikal sağ partilerle daha sıkı ilişkiler kurmaya itiyor. Batılı liderlerin çatışmayı eleştirmesini Yahudi düşmanlığı olarak niteleyen İsrail yönetimi, destek gördüğü sürece aşırı sağ siyasetçilerle yakınlaşmayı sürdürüyor.

Bu eğilim, Fransa’da Jordan Bardella hakkında ortaya atılan iddiaların ardından yeniden gündeme geldi. Gençliğine yönelik suçlamalara rağmen, İsrail’in Antisemitizmle Mücadele Bakanı Amichai Chikli Bardella’yı savundu ve onu “Avrupa’da Hamas’a karşı en net seslerden biri” olarak nitelendirdi. Bardella’nın geçen yıl İsrail ziyareti sırasında 7 Ekim saldırısından kurtulanlarla görüşmesi de ilişkilere yeni bir boyut kattı.





Avusturya ve FPÖ ile İlişkilerin Normalleşmesi

Netanyahu kabinesi, geçmişte sert mesafe koyduğu Avusturya’nın Özgürlük Partisi (FPÖ) ile ilişkileri yumuşattı. 2000’de FPÖ’nün hükümet ortağı olduğu dönemde Viyana Büyükelçisi geri çekilmiş ve uluslararası kınama yaşanmıştı; bugün ise Tel Aviv, FPÖ ile temasları normalleştirme yönünde adımlar atıyor. Bakan Chikli, FPÖ lideri Herbert Kickl‘in olası iktidar programında antisemitizm ve antisiyonizmle mücadele taahhüdünü “tarihi bir dönüm noktası” olarak değerlendirdi.

Ortak Kaygılar ve Bölgesel Bağlantılar

İsrail’in İngiltere, İsveç ve İspanya’daki aşırı sağ figürlerle geliştirdiği diyalogda, Batı’ya yönelik Müslüman göçüne dair ortak kaygılar ön plana çıkıyor. Örneğin, İngiltere’den Tommy Robinson‘ın İsrail’de ağırlanması ve radikal İslam hakkındaki görüşlerinin takdir edilmesi, İngiltere’deki Yahudi topluluklarında tepkilere yol açtı. Latin Amerika’da ise Arjantin ve Kolombiya’daki sert sağ yönetimlerle sıcak ilişkiler kurulsa da, İsrail şu ana dek Almanya için Alternatif für Deutschland (AfD) ile resmi temas kapısını açmadı.

Meşruiyet Arayışı ve Eleştiriler

Eski Berlin Büyükelçisi Jeremy Issacharoff, Avrupa’daki aşırı sağ partilerin tarihsel antisemitik yüklerinden arınmak için İsrail’e yöneldiğini ve bu temaslarla bir meşruiyet sağlamaya çalıştıklarını belirtiyor. Issacharoff’a göre, bu yakınlaşma İsrail açısından değerlerine ve uluslararası konumuna zarar verebilir; sağcı İsrailliler ise Batı’daki Gazze eleştirilerini dengelemek amacıyla bu temasları bir kaldıraç olarak görüyor.

Prag Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Azriel Bermant, Netanyahu’nun Avrupa aşırı sağına yönelmesinin amacının Avrupa Birliği içindeki ortak mutabakatı zayıflatmak olduğunu vurguluyor ve benzer dinamiklerin daha önce Viktor Orban ile kurulan ilişkide de görüldüğünü hatırlatıyor.

Diplomatik Gerilimler ve Misillemeler

Bu diplomatik eksen kayması, Batı Şeria politikalarına yönelik yaptırım kararlarıyla eş zamanlı ilerliyor. İngiltere ve Fransa öncülüğündeki 12 ülke, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerde üretilen ürünlerin ticaretini yasakladı; Kanada, Danimarka, İspanya, Finlandiya, İrlanda, İzlanda, Norveç, Polonya, Portekiz ve İsveç de karara katıldı.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, yaptırımların iki devletli çözümü korumayı hedeflediğini söylerken, İsrail Cumhurbaşkanı İshak Herzog kararı “muhakeme hatası” olarak nitelendirdi. Buna karşılık Dışişleri Bakanı Gideon Saar, İngiltere’nin Doğu Kudüs’teki konsolosluğunu kapatma kararı aldı, Gazze’deki koordinasyon merkezinden İngiliz temsilcileri çıkardı ve 12 İngiliz vatandaşına ülkeye giriş yasağı getirdi. Saar ayrıca İngiltere’deki aşırı sağ liderle telefonla görüşerek teşekkür etti; Bakan Chikli ise İngiliz Dışişleri Bakanı Miliband’ın dış görünüşüne yönelik alaycı ifadeler kullandı.

Seçimler ve Geleceğe Dair Endişeler

27 Ekim’de düzenlenecek İsrail genel seçimleri öncesinde analistler, Netanyahu seçimleri kaybetse bile Tel Aviv’in Avrupa’daki yükselen aşırılıkçı aktörlerle bağlarını tamamen koparmayacağını öngörüyor. Eski bir diplomat, aşırı sağla angaje olmanın uzun vadeli risklerine dikkat çekiyor ve hükümetlerin sağdan sola kayabileceğini, bu nedenle İsrail’in kendini radikal bir eksene hapsetmemesi gerektiğini savunuyor.

Öne çıkan husus: İsrail’in kısa vadeli siyasi çıkarlarla belirli aşırı sağ aktörlerle kurduğu yakın ilişkiler, hem iç siyasette hem de uluslararası alanda hassas dengeleri zorluyor; bu politika, tarihi hafıza, güvenlik kaygıları ve uluslararası itibar açısından pek çok soru işareti doğuruyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.