ORTA DOĞU’DA KRİZDEN ÇIKIŞ ARAYIŞI: DÖRT KÜRESEL İNİSİYATİF MASAYA YATIRILDI

ORTA DOĞU’DA KRİZDEN ÇIKIŞ ARAYIŞI: DÖRT KÜRESEL İNİSİYATİF MASAYA YATIRILDI
Yayınlama: 31.10.2026
A+
A-

Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği ve Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER) tarafından Ankara’da düzenlenen “Değişim ve Çıkış Yolu: Dört Küresel İnisiyatif Perspektifinden Orta Doğu Durumu” konferansı tamamlandı. İki gün süren toplantıda Orta Doğu’daki çatışmalar, bölgesel güvenlik, ekonomik kalkınma, medeniyetler arası diyalog ve küresel yönetişim konuları ele alındı. Çin’in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, Türkiye ve bölge ülkeleriyle ortak çözüm arayışlarına hazır olduklarını belirtirken, Doğu Perinçek ve konferansa katılan siyasetçiler ile akademisyenler bölgenin geleceğine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER) ile Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği iş birliğinde Ankara InterContinental Otel’de düzenlenen konferans, siyasetçi, diplomat, akademisyen ve uzmanları bir araya getirdi.





“Değişim ve Çıkış Yolu: Dört Küresel İnisiyatif Perspektifinden Orta Doğu Durumu” başlıklı konferansta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından ortaya konulan Küresel Kalkınma, Küresel Güvenlik, Küresel Medeniyet ve Küresel Yönetişim girişimleri çerçevesinde Orta Doğu’nun karşı karşıya olduğu sorunlar ve çözüm önerileri değerlendirildi.

Konferansın açış konuşmalarını Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yaptı.

BÜYÜKELÇİ XUEBİN: BÖLGE ÜLKELERİYLE ÇÖZÜM ARAMAYA HAZIRIZ

Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, Orta Doğu’nun derin bir çalkantı ve yeniden şekillenme sürecinden geçtiğini belirtti. Gazze’deki insani krizin, İran çevresindeki gerilimin ve Kızıldeniz’deki çatışmaların bölgedeki riskleri artırdığına dikkat çeken Xuebin, buna rağmen yeni iş birliği imkânlarının da ortaya çıktığını söyledi.

Eski güvenlik yapılarının sarsıldığını, bölge ülkelerinin kendi geleceklerini belirleme iradesinin güçlendiğini ifade eden Xuebin, Çin’in dört küresel girişiminin bölgenin sorunlarının çözümüne katkı sunabilecek kapsamlı bir çerçeve oluşturduğunu kaydetti.

Küresel Kalkınma Girişimi’nin insanı merkeze alan, kapsayıcı ve ortak refahı hedefleyen yaklaşımına dikkat çeken Xuebin, Çin-Türkiye iş birliğinin somut örneklerinden biri olarak Kumport Limanı’nı gösterdi.

Güvenlik sorunlarının askerî yöntemlerle kalıcı biçimde çözülemeyeceğini vurgulayan Büyükelçi, Çin’in Suudi Arabistan ile İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik girişimini diyalog ve uzlaşmanın önemine örnek gösterdi.

Bölge ülkelerinin katılımına dayalı, karşılıklı güveni esas alan bir güvenlik mimarisinin gerekliliğini dile getiren Xuebin, dış güçlerin Orta Doğu’yu büyük güç rekabetinin alanına dönüştürmemesi gerektiğini belirtti.

Konuşmasının sonunda Çin’in Orta Doğu’da barışı, ortak kalkınmayı, medeniyetler arası diyaloğu ve bölgesel yönetişimi desteklediğini söyleyen Xuebin, “Türkiye ve bölge ülkeleriyle değişimde çıkış yolları aramaya, çalkantılar içinde umut tohumları ekmeye hazırız.” dedi.

PERİNÇEK: ATLANTİK ÇAĞI’NIN SONUNA GELDİK

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, konuşmasında dünya siyasetinde tarihî bir değişim yaşandığını belirterek Atlantik merkezli düzenin gerilediğini ve Asya’dan yeni bir medeniyetin yükseldiğini savundu.

İnsanlığın ortak geleceğinin bağımsızlık, üretim, paylaşma ve toplumculuk temelinde kurulacağını ifade eden Perinçek, emperyalist çıkar ve özel kâr sisteminin insanlığa ve doğaya yıkım getirdiğini söyledi.

Çin Halk Cumhuriyeti’ni küresel kalkınma, güvenlik ve barış girişimlerinin önemli aktörlerinden biri olarak değerlendiren Perinçek, Türkiye, Rusya, Çin ve İran arasında kurulacak bir ittifakın büyük savaş tehlikesini önleyebilecek belirleyici bir güç olabileceğini dile getirdi.

Batı Asya’yı insanlığın geleceği açısından önemli bir mücadele alanı olarak nitelendiren Perinçek, Filistin, Yemen, Lübnan ve İran’daki gelişmelere dikkat çekti.

Küresel Yönetişim Girişimi’nin yükselen Avrasya medeniyetinin millî bağımsızlık, üretim, paylaşma, halkçılık, kamuculuk, özgürlük, demokrasi ve barış değerlerine katkılarını içerdiğini belirten Perinçek, geleceğin üretim, aydınlanma ve insancıl kültür temelinde kurulacağını söyledi.

KUŞOĞLU: TÜRKİYE ORTA DOĞU’DAKİ GELİŞMELERE PASİF KALAMAZ

Konferansın ikinci bölümünde söz alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, uluslararası sistemde yaşanan belirsizliklere ve teknolojik dönüşümün devletler ile toplumlar üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Gelecek dönemde yalnızca siyasi düzenin değil, toplumsal yapının ve devletlerin işleyişinin de değişeceğini belirten Kuşoğlu, dünyada özgürlük ve demokrasi yerine güvenliğin ön plana çıktığını ifade etti.

Türkiye’nin Orta Doğu’daki istikrarsızlıktan ekonomik ve siyasi açıdan etkilendiğini belirten Kuşoğlu, ülkenin bölgedeki gelişmelere karşı pasif bir tutum benimseyemeyeceğini söyledi.

Kuşoğlu, Mekke Anlaşması’nın askerî ittifak veya savunma iş birliği yerine ekonomik ve güvenlik iş birliği çerçevesinde değerlendirilmesini desteklediklerini belirterek, Türkiye’nin başka ülkelere asker göndermesine karşı olduklarını vurguladı.

Türkiye’nin bölgesel barış ve iş birliğini desteklemesi gerektiğini ifade eden Kuşoğlu, İsrail, Mısır ve Yunanistan arasındaki iş birliklerinin de Türkiye’nin bölgesel çıkarları açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

KORAY: BÖLGENİN EN ÖNEMLİ MİRASI BAŞI DİK YAŞAMA KÜLTÜRÜ

DÜNYA-MER Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Orta Doğu’nun tarihsel ve kültürel mirasına ilişkin değerlendirmesinde, bölgenin en önemli değerlerinden birinin bağımsız ve başı dik yaşama kültürü olduğunu söyledi.

Orta Doğu’nun Tarım Devrimi ve devletin oluşumuyla insanlık tarihinin şekillenmesinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Koray, bu coğrafyanın tarih boyunca köleleşmeye karşı bağımsız yaşamayı temel bir insanlık değeri olarak gördüğünü ifade etti.

Çanakkale Savaşı’nda 57. Alay’ın direnişini ve Filistin halkının Gazze’deki mücadelesini bu tarihsel mirasın örnekleri arasında gösteren Koray, günümüzde Orta Doğu’nun çöken bir medeniyet anlayışıyla insanı ve insani değerleri korumaya çalışan yeni bir medeniyet anlayışı arasındaki mücadeleye sahne olduğunu savundu.

Batı’dan Doğu’ya ve Kuzey’den Güney’e doğru üretim gücünün yer değiştirdiğini belirten Koray, Çin’in ekonomik ve teknolojik gelişmesinin yeni medeniyetin maddi temelini oluşturduğunu dile getirdi.

Büyük bir savaşın önlenmesi için uluslararası iş birliğinin önemine dikkat çeken Koray, Türkiye, Rusya, Çin ve İran arasında oluşturulacak bir ittifakın bölgesel ve küresel dengeler açısından önemli bir rol üstlenebileceğini söyledi.

LATİFOĞLU: KALKINMA ÜRETİM, İNSAN VE PLANLAMA TEMELİNDE OLMALI

Kalkınma oturumunda konuşan Serhat Latifoğlu, kalkınmanın yalnızca ekonomik büyüme rakamlarıyla ölçülemeyeceğini belirtti.

Altyapı ve üretim ekosistemi, insanın yaşam kalitesi, bağımsız millî ekonomi ve planlamayı kalkınmanın dört temel unsuru olarak sıralayan Latifoğlu, piyasa merkezli ekonomi modellerinin birçok ülkede borçlanma, sanayisizleşme ve ekonomik kırılganlık yarattığını ifade etti.

Çin’in ekonomik gelişmesinde altyapı yatırımlarının ve devletin planlı yaklaşımının belirleyici olduğunu söyleyen Latifoğlu, yollar, limanlar, enerji santralleri ve demiryollarının üretim kapasitesini artırdığını kaydetti.

Üretilen zenginliğin halka dönmesi gerektiğini vurgulayan Latifoğlu, eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, temiz su ve güvenli gıdaya erişimin kalkınmanın temel göstergeleri arasında bulunduğunu belirtti.

Türkiye’nin geçmişte planlı kalkınma konusunda önemli deneyimler yaşadığını hatırlatan Latifoğlu, 1930’ların sanayi planlarını, Sümerbank ve Etibank yatırımlarını ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın kuruluşunu örnek gösterdi.

Orta Doğu’nun zengin enerji kaynaklarına rağmen kalkınma konusunda önemli sorunlar yaşadığını belirten Latifoğlu, bölgesel refahın üretim, ekonomik bağımsızlık ve planlı kalkınma temelinde sağlanabileceğini söyledi.

ÖZGÜNDÜZ: BÖLGE SORUNLARI BÖLGE ÜLKELERİNCE ÇÖZÜLMELİ

Ali Özgündüz, Orta Doğu’daki güvenlik sorunlarının temelinde İsrail’in işgalci ve yayılmacı politikalarının bulunduğunu savundu.

Filistin, Suriye ve Lübnan’daki gelişmelere dikkat çeken Özgündüz, bölgedeki kalıcı barışın uluslararası hukuk ilkelerine uyulması, Filistin halkının kendi devletine kavuşması ve ülkelerin egemenlik haklarına saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini ifade etti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 sayılı kararlarının uygulanmasının ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasının bölgesel barış açısından önem taşıdığını belirten Özgündüz, Kudüs’ün yönetimine ilişkin farklı dinî toplulukların temsil edildiği bir yapı önerisini de gündeme getirdi.

Bölge ülkelerinin güvenliklerini kendilerinin sağlaması gerektiğini vurgulayan Özgündüz, askerî odaklı ittifaklar yerine ekonomik kalkınma ve dayanışmayı esas alan iş birliklerinin geliştirilmesini önerdi.

BİNGÖL: DIŞARIDAN DAYATILAN GÜVENLİK MODELLERİ İŞLEMEZ

Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Oktay Bingöl, Orta Doğu Güvenlik ve İşbirliği Mimarisi (ODGİM) modeline ilişkin sunumunda, bölgede kalıcı istikrarın dışarıdan dayatılan düzenlemelerle sağlanamayacağını söyledi.

Bingöl, Orta Doğu’nun ihtiyaç duyduğu güvenlik mimarisinin askerî ittifaklardan farklı olarak güvenlik, ekonomik iş birliği ve toplumsal meşruiyeti birlikte ele alması gerektiğini belirtti.

ODGİM’in belirli devletlere karşı oluşturulmuş bir askerî blok olmadığını ifade eden Bingöl, birbirlerini tehdit olarak algılayan ülkelerin dahi katılabileceği kapsayıcı bir iş birliği platformu olarak tasarlandığını anlattı.

Hiçbir devletin kendi güvenliğini başka devletlerin sürekli güvensizliği üzerine inşa etmemesi gerektiğini vurgulayan Bingöl, bölgesel rekabetin askerî çatışmaya dönüşmeden yönetilmesinin önemine dikkat çekti.

ADIBELLİ: YÖNETİŞİMİN YENİDEN İNŞASI GEREKİYOR

Dr. Barış Adıbelli, Küresel Yönetişim Girişimi başlıklı değerlendirmesinde Orta Doğu’daki siyasal yapıların, güvenlik anlayışının ve dış güçlerle ilişkilerin yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.

Bölgedeki monarşik yönetimlerin kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla büyük güçlere bağımlı hâle gelebildiğini ifade eden Adıbelli, ABD’nin bölgedeki askerî varlığının ve üslerinin işlevinin de bu çerçevede sorgulanması gerektiğini savundu.

Adıbelli, bölgesel yönetişimin yalnızca diplomatik uzlaşmayla değil, siyasal meşruiyet, ekonomik kalkınma ve güvenlik arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesiyle mümkün olabileceğini söyledi.

ALİ ALSAÇ: DEVLETLERİN EGEMEN EŞİTLİĞİ ESAS ALINMALI

Ali Alsaç, küresel yönetişimin temelinde devletlerin egemen eşitliği, halkların kalkınma hakkı ve insanlığın ortak geleceğine karşı sorumluluğun bulunması gerektiğini ifade etti.

Türkiye’nin coğrafi ve tarihsel konumunun Asya ülkeleri arasında iş birliğini geliştirmek açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Alsaç, ekonomik kaynakların askerî güç yoluyla kontrol edilmesinin ülkelerin bağımsız gelişimini engellediğini söyledi.

Gelişmekte olan ülkelerin kendi kaynaklarını toplumsal kalkınmaya dönüştürebilecekleri bir uluslararası sistemin gerekliliğine dikkat çekti.

GÜCÜM: MİLLÎ YOLLARLA KÜRESEL İŞ BİRLİĞİ

Kuntay Gücüm, Küresel Medeniyet Girişimi’nin temelinde bağımsızlık, millî kimlik ve insanı merkeze alan bir toplum anlayışının bulunduğunu belirtti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in modernleşme yaklaşımına değinen Gücüm, her ülkenin kendi tarihsel ve toplumsal koşullarına uygun bir kalkınma yolu izlemesi gerektiğini ifade etti.

Gücüm, küresel iş birliğinin ülkelerin kendi millî gelişim yollarından vazgeçmesi anlamına gelmediğini belirterek, uluslararası dayanışmanın bağımsızlık temelinde geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

KARADeli: ÇİN KÜRESEL YÖNETİŞİMDE YENİ BİR AKTÖR

Prof. Dr. Cem Karadeli, Çin Halk Cumhuriyeti’nin son yıllarda uluslararası sistemde norm belirleyici ve mevcut normları sorgulayan bir aktör olarak öne çıktığını belirtti.

Çin’in Kuşak ve Yol Projesi ile Küresel Kalkınma, Güvenlik ve Medeniyet girişimlerinin uluslararası ilişkilerde yeni tartışmalar başlattığını ifade eden Karadeli, Çin’in küresel yönetişim anlayışının mevcut uluslararası düzen üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

Karadeli, 2026 yılında yaşanan Hürmüz Krizi ve İran-ABD geriliminin de ortak gelecek ve uluslararası iş birliği tartışmalarını daha önemli hâle getirdiğini söyledi.

GENİŞ KATILIMLI KONFERANS

İki gün süren konferansa DÜNYA-MER Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Ulusal Strateji Merkezi Başkanı Şule Perinçek, Vatan Partisi Genel Sekreteri Özgür Bursalı, Vatan Partisi Genel Saymanı Şehmus Yıldırım Gençer, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Yeniden Refah Partisi İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, 27. Dönem Iğdır Milletvekili Habip Eksik, DEM Parti Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Evren Çelik, akademisyenler, diplomatlar, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

Toplantıda ayrıca Dr. Damla Taşkın, Dr. Merve Suna Özcan, Serhat Latifoğlu, Ali Özgündüz, Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Oktay Bingöl, Dr. Barış Adıbelli, Ali Alsaç, Kuntay Gücüm ve Prof. Dr. Cem Karadeli değerlendirmelerde bulundu.

İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği Müsteşarları Cebrail Muhammedzade ve Mahmoud Alinejad, İran İslam Cumhuriyeti Kültür Müsteşarlığından Masoud Sadr Muhammedi, Rusya Federasyonu Kültür Müsteşarlığı temsilcileri ve DEV Maden-Sen Genel Başkanı Ahmet Remzi Atasoy da konferansa katılan isimler arasında yer aldı.

Konferans, Orta Doğu’da kalıcı barışın sağlanması, bölgesel güvenlik mekanizmalarının geliştirilmesi, ekonomik bağımsızlık ve medeniyetler arası diyaloğun güçlendirilmesine yönelik değerlendirmelerle tamamlandı.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.