Unutulmuş Bir Tarihe Neşter!
CEZAYİR MEKTUPLARI: UNUTULMUŞ BİR ROMAN, UNUTULMUŞ BİR TARİH, UNUTULMUŞ BİR YAZAR
Ekrem Hayri Peker’in kaleminden
Türk edebiyatı roman sayısı bakımından zengindir; ancak coğrafya, tarih ve cesaret bakımından aynı şeyi söylemek güçtür. Çünkü birçok roman, güvenli alanlarda gezinir. İşte tam bu noktada, Atiye Keskin Kubanlı’nın kaleme aldığı ve ana omurgasını Cezayir’de kuran romanı, edebiyatımızda istisnai bir yerde durur. Bugün rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türk edebiyatında Cezayir’i mekân, sömürgeciliği mesele, bağımsızlık mücadelesini vicdan konusu yapan tek roman Atiye Keskin’e aittir.

Bu yönüyle Cezayir Mektupları, sadece bir roman değil; aynı zamanda tarih, sosyoloji, tasavvuf ve insan psikolojisini iç içe geçiren çok katmanlı bir belgesel metin niteliği taşır.
Bir Hayat, Bir Dönem, Bir Sessizlik
Atiye Keskin Kubanlı’nın ailesi Kafkaslardan Sivrihisar’a yerleşmiştir. 1925 yılında Sivrihisar’da doğmuş, babasının memuriyeti nedeniyle Bursa’ya gelmiştir. Bursa basın hayatının önemli yayınlarından Hakimiyet Gazetesi’nde uzun yıllar köşe yazarlığı yapmıştır. Ne yazık ki 1980 yılında geçirdiği elim bir trafik kazası sonucu genç yaşta hayatını kaybetmiş, edebiyatımızda derin bir boşluk bırakmıştır.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü mezunu olan Atiye Keskin;
Kader Köprüsü, Karıncanın Öğütleri, Bir Nükte Bir Işık, Şeytanlı Değirmen gibi eserleriyle düşünce ile hikâyeyi buluşturmuştur. En trajik ayrıntı ise Bir Papazın Hatıra Defteri adlı kitabının basıldığını göremeden vefat etmiş olmasıdır. Bu eser, kızı Emirhan Keskin ve torunu Merve tarafından 2021 yılında okuyucuyla buluşturulmuştur.
“Bir Nükte Bir Işık” başlığı altında kaleme aldığı yazılar, Türk-İslam ve Şark felsefesinden süzülen ibretli hikâyelerle doludur ve beş cilt hâlinde yayımlanmıştır. Bugün dönüp baktığımızda bu külliyatın, hak ettiği ilgiyi görmediğini söylemek acı bir gerçektir.
Bir Romanın Toplumsal Anatomisi
Cezayir Mektupları’nı okurken Kemal Tuğcu ve Kerime Nadir romanlarının o tanıdık, duygusal ama sert kader çizgisi hissedilir. Ancak Atiye Keskin, bu damarı daha derin bir felsefeyle besler.
Romanın merkezinde Necati vardır. Eczacı olan babası, kalfasının yaptığı bir hata yüzünden hapse girer; hapisten çıktıktan kısa süre sonra vefat eder. Aile tüm varlığını kaybeder. Geride dikiş dikerek çocuklarını yaşatmaya çalışan bir anne, Necati ve kız kardeşi Lamia kalır.
Kader, mahallede yaşayan emekli General Saim Turakal ve onun köpeği Li üzerinden yön değiştirir. Köpek sevgisi yüzünden eşinden ayrılan general, Necati’nin annesiyle evlenir. Bir süre için hayat düzene girer. Ancak bu düzen, annenin yaşıtı bir adama âşık olup evi terk etmesiyle yeniden dağılır.
Roman burada şunu açıkça söyler: İnsan hayatında yoksulluk kadar, terk ediliş de belirleyicidir.
Aşk, Vicdan ve İntikam Üçgeni
Necati tıp fakültesini kazanır. Hayatına koltuk değnekleriyle yürüyen Şeyma girer. İki yaralı ruh birbirini bulur. Şeyma’nın iyileşmesinde de bir köpek vardır: Co. Ancak Şeyma, Necati’nin evlenme teklifini reddeder. Yoksulluk, aşağılanma ve dışlanmışlık duygusu onu başka bir yola sürükler. Hem intikam almak hem de lüks bir hayat yaşamak için apartman sahibinin oğluyla evlenir.
Bu tercih, romanın en sert sorusunu ortaya koyar:
İnsan hayatta kalmak için ne kadar kendinden vazgeçebilir?
Cezayir: Romanın Kalbi
Necati’nin hayatındaki asıl kırılma, estetik cerrah olarak Cezayir’de çalışan arkadaşı Ferhat’la karşılaşmasıdır. Cezayir, o yıllarda Fransız sömürgesi altındadır. Ülkenin zenginliği Fransızlar ve azınlıkların elindedir. Halk ise bağımsızlık mücadelesi vermektedir.
Necati, ameliyat ettiği Şadi aracılığıyla direnişçilerle tanışır. Şadi’nin dedesi Şeyh Şahabettin, Gandhi’yi andıran barışçıl direniş anlayışını savunur. Roman, burada Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı hafızasını Cezayir’in bağımsızlık mücadelesiyle yan yana getirir.
Necati’nin şu cümleleri aslında yazarın vicdan manifestosudur:
“Ben hürriyet ve bağımsızlık uğruna Mustafa Kemal’in liderliğinde dünyanın en çetin savaşlarından birini yapmış bir milletin evlâdıydım.”
Tasavvufun Sessiz Nefesi
Roman boyunca Allah’a teslimiyet, sabır, affetme ve pişmanlık temaları güçlü biçimde hissedilir. Karakter isimleri bile bilinçli seçilmiştir:
Necati (kurtuluş), Lamia (ışık), Saim (nefsini terbiye eden), Şadi (mutlu), Şahabettin (dinin nuru)… Bu, Atiye Keskin’in felsefi altyapısının edebiyata nasıl sindiğinin açık göstergesidir.
Bir İlan, Bir Tanıklık
Romanın 26 Mayıs 1970 tarihinde Hakimiyet Gazetesi’nde yayımlanan ilanı, bugün sadece bir reklam değil; bir dönemin edebi tanıklığıdır. Ne yazık ki bu tanıklık, zamanla unutulmuştur.
Sonuç Yerine
Cezayir Mektupları, yalnızca bir aşk ya da kader romanı değildir. Bu eser; sömürgeciliği, bağımsızlığı, insanın iç hesaplaşmasını ve tasavvufi teslimiyeti aynı potada eriten nadir metinlerdendir. Atiye Keskin Kubanlı, Türk edebiyatında hâlâ yeterince keşfedilmemiş bir cevherdir.
Romanın sonu mu?
Onu söylemek, bu yolculuğun büyüsünü bozar.
Okuyan bilir.
Ekrem Hayri Peker
