Bursa’da yaşayan VB, bir bacağını kaybetmiş ve haftanın üç günü diyaliz makinesine bağlı olarak yaşam mücadelesi veriyor. En temel hakkı olan tekerlekli sandalyeye ulaşabilmek için kapı kapı dolaşmasına rağmen sonuç alamayan Baysal’ın yardımına, belediye değil, gazeteci Boybeyi Çelik ve hayırsever iş insanı Hakkı Arıcı koştu.
Sosyal sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlü olan belediyelerin sessiz kalmasına tepki gösteren gazeteci Çelik, şu tabloya dikkat çekti:
“Bir toplumun insaniyet ölçüsü, dezavantajlı bireylerine sağladığı imkanlarla ortaya çıkar. Ancak görüyoruz ki, engelli bir vatandaşın en insani hakkı olan tekerlekli sandalyeye ulaşması bile prosedürlere kurban ediliyor. Bu sadece bir bireyin mücadelesi değil; sistemin bir utancıdır.”
Yıllardır hem gazetecilik mesleğini sürdüren hem de yetim, kimsesiz ve ihtiyaç sahiplerine el uzatan Boybeyi Çelik, yine insani bir sorumluluğu omuzlayarak Baysal’ın sorununu çözdü. Duyarlı iş insanı Hakkı Arıcı ile birlikte harekete geçen Çelik, belediyelerin sessizliğine karşı bir kez daha toplumsal vicdanın sesi oldu.
Ancak bu çabanın bireysel gayretlerle sınırlı kalması, sorunun büyüklüğünü ortaya koyuyor. Çelik, belediyelere şu soruları yöneltti:
Bir kişi kendi imkanlarıyla çözüm bulabiliyorsa, engelli masaları neden harekete geçmiyor?
Tekerlekli sandalye gibi temel bir ihtiyacın karşılanması bu kadar mı zor?
Sosyal devlet anlayışı nerede başlar, nerede biter?
Boybeyi Çelik ve Hakkı Arıcı gibi duyarlı isimlerin çabaları büyük bir takdir toplarken, gazeteci Çelik şu çağrıda bulundu:
“Sosyal yardım, bir lütuf değil, bir haktır. Bu hakkı sağlamak belediyelerin ve devlet kurumlarının asli görevidir. Bürokrasiyi azaltın, insan odaklı çalışın. İhtiyaç sahibi bir vatandaşa tekerlekli sandalye temin etmek, sadece bir görev değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluktur.”
VB’ın yaşadığı mağduriyet, yalnızca bir örnek. Emin olun, binlerce vatandaş benzer zorluklarla karşı karşıya. Çözüm, bireysel kahramanlıklarla değil, sistematik bir sosyal devlet anlayışıyla mümkün.
Unutulmamalıdır ki:
“Engellere seyirci kalanlar, bir gün vicdanlarında o engellerle yüzleşmek zorunda kalır.”