Tarihe Uzanan İmza…
GÖBEKLİTEPE’DEN AVRUPA’YA UZANAN İZLER: TURANİLER TARİHİN DIŞINDA MI BIRAKILDI?
Tarih Yazımında Göz Ardı Edilen Bir Medeniyet Tartışması
İnsanlık tarihinin kökenine ilişkin tartışmalar her geçen yıl yeni arkeolojik bulgular, genetik araştırmalar ve eski yazıtların yeniden okunmasıyla farklı bir boyut kazanıyor. Uzun yıllardır dünya tarihçiliğinde hâkim olan sınıflandırmalar; Mezopotamya, Anadolu, Kafkasya ve Avrupa’da yaşayan eski toplumları genellikle Sami, Hint-Avrupalı (Ari), Kafkas, Asyatik veya farklı etnik kategoriler altında değerlendirdi.
Ancak bu sınıflandırmaların dışında kalan, hatta çoğu zaman adı dahi anılmayan önemli bir kavram bulunuyor: Turaniler.
Türk tarih tezleri üzerinde çalışan araştırmacılar, Avrasya’nın en eski kültür katmanlarında Turani toplulukların etkisinin sanılandan çok daha büyük olduğunu ileri sürüyor. Bu görüşe göre tarih yazımında siyasi, ideolojik ve kültürel nedenlerle Turanilerin rolü sistematik biçimde geri plana itilmiş durumda.
Bu iddialar, yalnızca millî tarih anlayışının değil, aynı zamanda arkeoloji, antropoloji, dilbilim ve kültür tarihi alanlarının da yeniden değerlendirilmesini gerektiren kapsamlı bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
Mezopotamya ve Mısır Medeniyetlerinin Kurucuları Kimdi?
Yaklaşık iki yüz yıldır okutulan klasik tarih kitapları, Mezopotamya medeniyetlerinin temelini Sümerler, Akadlar, Babilliler ve Asurlarla açıklar.
Ancak bazı araştırmacılar, Sümerlerin etnik kökeni konusunda kesin bir görüş birliği bulunmadığını hatırlatıyor.
Bu yaklaşıma göre;
- Sümerce’nin eklemeli (aglütinatif) yapısı,
- bazı kültürel gelenekler,
- defin biçimleri,
- inanç sistemi,
- sosyal yapı
Türk ve diğer Orta Asya topluluklarıyla benzerlikler göstermektedir.
Bazı araştırmacılar, Türkmenistan’daki Anev (Anau) kültürünü Mezopotamya’ya uzanan göçlerin önemli merkezlerinden biri olarak değerlendirmektedir.
Bu görüşe göre;
Orta Asya’dan başlayan kültürel hareketlilik İran platosu üzerinden Mezopotamya’ya ulaşmış, burada dünyanın ilk büyük şehir medeniyetlerinden biri doğmuştur.
Benzer şekilde Eski Mısır uygarlığının oluşumunda da doğudan gelen göçlerin etkili olduğu ileri sürülmektedir.
Her ne kadar bu görüşler ana akım tarih yazımında genel kabul görmese de, son yıllarda yapılan arkeolojik araştırmalar Orta Asya ile Ön Asya arasındaki kültürel etkileşimin sanılandan daha yoğun olduğunu ortaya koymaktadır.
Kurganlar Sadece Türk Bozkırlarında mı Bulunuyor?
Türk kültürünün en belirgin özelliklerinden biri olan kurgan geleneği, tarih boyunca bozkır medeniyetlerinin en önemli defin biçimi olarak kabul edilir.
Kurganlar;
- taş yığınları,
- toprak höyükler,
- ahşap mezar odaları,
- at gömüleri,
- savaşçı mezarları
gibi özellikleriyle dikkat çeker.
Uzun yıllar boyunca bu yapıların yalnızca Orta Asya ve Avrasya bozkırlarına ait olduğu düşünülmüştü.
Oysa bugün;
- Ukrayna,
- Rusya,
- Romanya,
- Bulgaristan,
- Macaristan,
- Balkanlar,
- Anadolu,
- Almanya,
- Fransa,
- İngiltere
gibi çok geniş bir coğrafyada benzer mezar yapıları tespit edilmiş bulunuyor.
Batılı arkeologlar Anadolu’daki bu mezarların önemli bölümünü tümülüs olarak adlandırırken, bazı araştırmacılar bunların kurgan geleneğinin yerel biçimleri olduğunu ileri sürmektedir.
Özellikle Frig ve Lidya dönemine ait yüzlerce tümülüs, Anadolu’da bozkır kültürüyle ilişkili defin geleneklerinin araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Balballar, Kurt Sembolü ve Yeşim Taşı
Türk kültüründe mezarların çevresine dikilen balballar, yalnızca bir mezar taşı değil, aynı zamanda ölen kişinin savaşçılığını ve toplumsal statüsünü simgeleyen önemli anıtlardır.
Bunun yanında;
- kurt kültü,
- gök inancı,
- yeşim taşı kullanımı,
- anaerkil izler,
- güneş sembolleri
Türk kültür tarihinde önemli yer tutmaktadır.
Alternatif tarih tezlerini savunan araştırmacılar, benzer sembollerin;
- Pelasglar,
- Troya,
- Etrüskler,
- Daklar,
- Traklar
gibi Avrupa’nın erken dönem toplumlarında da görüldüğünü ifade etmektedir.
Bu benzerliklerin ortak kültürel kökenlerden mi, uzun süreli etkileşimlerden mi yoksa bağımsız gelişimlerden mi kaynaklandığı ise tarihçiler arasında tartışmalıdır.
Anadolu’nun Bilinmeyen Ön Türk Katmanı
Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesi’nde yapılan araştırmalarda çok sayıda;
- kaya resmi,
- damga,
- petroglif,
- eski yerleşim,
- kaya mezarı,
- kurgan
tespit edilmiştir.
Buna karşın Batı Anadolu’da Ön Türk toplulukları üzerine yapılan çalışmaların oldukça sınırlı olduğu ifade edilmektedir.
Oysa Manisa, Uşak, Afyonkarahisar, Kütahya, Eskişehir ve çevresinde bulunan yüzlerce tümülüs, henüz kültürel devamlılık açısından ayrıntılı biçimde incelenmiş değildir.
Araştırmacılar, Anadolu’nun yalnızca Hitit, Frig, Lidya ve Yunan kolonileri üzerinden okunmasının eksik bir tarih anlatısı oluşturduğunu savunmaktadır.
Balkanlardan Anadolu’ya Yazıyla Gelen Halklar
Anadolu tarihinin en dikkat çekici konularından biri de Balkan kökenli göçlerdir.
Bazı tarihçiler, Balkanlardan Anadolu’ya gelen toplulukların yalnızca göç eden kabileler olmadığını, aynı zamanda gelişmiş yazı kültürünü de beraberlerinde getirdiklerini belirtmektedir.
Bu noktada dikkat çeken bir başka tartışma ise Runik yazıdır.
Göktürk alfabesi ile Avrupa’nın bazı eski yazı sistemleri arasında benzerlik bulunduğunu ileri süren araştırmalar uzun yıllardır devam etmektedir.
Balkan yazıtları, Vinça işaretleri ve çeşitli runik karakterlerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi gerektiğini savunan araştırmacılar, bu alanın hâlâ yeterince çalışılmadığını ifade etmektedir.
Ancak bu benzerliklerin doğrudan bir köken ilişkisini kanıtladığı konusunda bilim dünyasında henüz bir uzlaşı bulunmamaktadır.
Yeni Kazılar, Yeni Sorular
Son yıllarda;
- Türkiye’de,
- Türkmenistan’da,
- Kazakistan’da,
- Azerbaycan’da,
- Gürcistan’da,
- Romanya’da,
- Bulgaristan’da,
- İtalya’da
yapılan arkeolojik kazılar, tarih öncesi dönemlere ilişkin önemli yeni veriler ortaya çıkarmaktadır.
Ayrıca daha önce yalnızca yabancı dillerde yayımlanan çok sayıda akademik eser artık Türkçeye çevrilmekte, böylece araştırmacılar daha geniş kaynaklara ulaşabilmektedir.
Bu gelişmeler, insanlık tarihine ilişkin yerleşik kabullerin yeniden sorgulanmasına zemin hazırlamaktadır.
Göbeklitepe’den Başlayan Büyük Yolculuk
Yaklaşık 12 bin yıllık geçmişiyle Göbeklitepe, yalnızca Anadolu’nun değil, bütün insanlık tarihinin bilinen en eski anıtsal ibadet merkezlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Göbeklitepe’nin ardından Çatalhöyük, Hacılar, Boncuklu Höyük, Aşıklı Höyük ve Anadolu’nun diğer Neolitik yerleşimleri, uygarlığın doğuşuna ilişkin yeni soruları gündeme taşımaktadır.
Bu yerleşimlerin Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz havzası ve Orta Asya ile olan kültürel bağlantıları günümüzde yoğun biçimde araştırılmaktadır.
Bazı araştırmacılar, bu geniş coğrafyada ortak bir kültür havzasının varlığını savunurken; ana akım arkeoloji ise kültürel benzerliklerin doğrudan aynı etnik kökene işaret etmeyebileceğini vurgulamaktadır.
Araştırmanın Amacı
Bu çalışma, Göbeklitepe’den başlayarak Çatalhöyük’e, Anadolu’dan Balkanlara, Karadeniz’den Avrasya bozkırlarına uzanan geniş coğrafyada Turanilerle ilişkilendirilen kültürel izleri; arkeoloji, tarih, antropoloji, dilbilim ve kültür tarihi verileri ışığında yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Amaç, kesin hükümler vermekten ziyade, bugüne kadar yeterince ele alınmadığı öne sürülen tezleri bilimsel yayınlar, arkeolojik bulgular ve farklı tarih yorumları çerçevesinde tartışmaya açmak; okuyucuyu, insanlık tarihinin kökenine ilişkin yerleşik kabulleri sorgulamaya davet etmektir. Böylece Göbeklitepe’den Balkanlar’a uzanan kadim coğrafyada Turanilerin olası rolü, mevcut kanıtlar ve farklı akademik yaklaşımlar ışığında kapsamlı biçimde incelenebilir.